Hollywood’un İlk Asi Kraliçesi: Bette Davis’in Sıra Dışı Hayatı, Filmleri ve Asla Eğilmeyen Başı

Reading Time: 8 minutes

Hollywood’un “Altın Çağı” denildiğinde akla genellikle kusursuz dalgalı saçları, porselen ciltleri ve stüdyo patronlarının her dediğine “evet” diyen uysal tavırlarıyla dönemin glamor kraliçeleri gelir. Ancak o dönemde, tüm bu basmakalıp güzellik ve itaat algısını tek bir bakışıyla yerle bir eden, Hollywood sistemine kelimenin tam anlamıyla kök söktüren bir kadın vardı: Bette Davis.

Eğer siz de sinema tarihinin sadece kırmızı halılardan ve yapay gülümsemelerden ibaret olmadığını, arkasında devasa bir güç savaşı, tutku ve başkaldırı barındırdığını düşünüyorsanız, doğru yerdesiniz. Bette Davis, sadece büyüleyici gözleriyle değil; oyunculuk dehası, stüdyo sistemine karşı açtığı savaşlar, sansasyonel aşkları ve ezeli rakibi Joan Crawford ile yaşadığı dillere destan düşmanlıkla sinema tarihinin en renkli, en ilginç ve en taklit edilemez figürlerinden biridir.

Bu uzun soluklu biyografi ve inceleme yazımızda, Bette Davis’in çocukluğundan Hollywood’un zirvesine tırmanışına, ikonik filmlerinden perde arkasındaki gizemli hayatına kadar her şeyi en ince ayrıntısına kadar masaya yatırıyoruz. Kemerlerinizi bağlayın, çünkü Bette’in de dediği gibi: “Sarsıntılı bir gece olacak!”

1. Ruth Elizabeth Davis’ten Bette Davis’e: Bir Yıldızın Doğuşu

Bette Davis, 5 Nisan 1908’de Massachusetts, Lowell’da dünyaya geldi. Gerçek adı Ruth Elizabeth Davis’ti ancak o, Honoré de Balzac’ın Cousine Bette (Kuzen Bette) romanından esinlenerek “Bette” ismini kullanmayı tercih etti. Daha çocuk yaşlardayken bile ne istediğini bilen, kararlı ve inatçı bir karakteri vardı.

Anne ve babasının boşanmasının ardından annesi Ruthie, Bette ve kız kardeşini tek başına büyüttü. Annesi, Bette’in içindeki o hırçın ve sanatsal ateşi ilk fark eden kişiydi ve onu her zaman destekledi.

Broadway Sahnesinden Hollywood’un Soğuk Duvarlarına

Bette, oyunculuk kariyerine tiyatro ile başladı. Broadway sahnelerinde gösterdiği performanslar eleştirmenlerin dikkatini çekmişti ancak asıl büyük arena olan Hollywood, onu ilk gördüğünde pek de etkilenmedi.

1930 yılında Universal Studios için bir ekran testi yapmak üzere Hollywood’a geldiğinde, stüdyo görevlisi onu tren istasyonunda karşılamaya gitti ancak trenden inen kadının “bir film yıldızı potansiyeli taşıdığına” inanmadığı için onu orada bırakıp geri döndü. Universal’ın patronu Carl Laemmle, Bette Davis’i ilk gördüğünde şu acımasız cümleyi kurmuştu:

“Seksilik namına hiçbir şeyi yok ve adama tüy gibi batıyor. Kim onu ekranda görmek ister ki?”

Hollywood’un bu ilk ve kaba reddi, başka bir kadını depresyona sürükleyebilirdi; ancak Bette Davis’ten bahsediyoruz. Bu reddediliş, onun içindeki hırçın mücadeleciyi kamçılamaktan başka bir işe yaramadı.

2. Warner Bros. ile Büyük Savaş: Sistemle Çatışan Bir Kadın

Universal ile yolları ayrıldıktan sonra Bette Davis’in kaderi, 1932 yılında Warner Bros. stüdyosu ile imzaladığı sözleşmeyle değişti. Ancak bu ilişki, bir peri masalı değil, tam anlamıyla bir “evlilik içi şiddet” hikayesi gibiydi. Warner Bros., dönemin popüler janrları olan gangster filmlerinde kadınları sadece erkek kahramanın arkasında ağlayan süs bebekleri olarak kullanıyordu. Bette Davis ise bu rollerden nefret ediyordu.

O, güzel görünmek değil, oynamak istiyordu. Çirkinleşmekten, yaşlı görünmekten, kötü karakterleri canlandırmaktan korkmuyordu.

[Stüdyo Sistemi] ---- (Sıradan, İtaatkar Roller Dayatır) ----> [Oyuncular]
                                                                   |
                                                      (Bette Davis Bu Zinciri Kırdı)
                                                                   v
[Bette Davis] <---- (Dava Açar, Hak Talep Eder) <------------------+

İngiltere’ye Kaçış ve Tarihi Mahkeme Süreci

1936 yılına gelindiğinde, stüdyonun kendisine dayattığı vasat rollerden bıkan Davis, sözleşmesini ihlal ederek İngiltere’ye kaçtı. Amacı, orada bağımsız filmlerde oynamaktı. Warner Bros. ona hemen dava açtı. İngiliz mahkemelerinde görülen bu dava, sinema tarihi için bir dönüm noktasıdır.

Davis’in avukatları, stüdyo sözleşmelerinin oyuncuları birer köle haline getirdiğini savunurken, karşı taraf Davis’i “şımarmış bir diva” olarak nitelendirdi. Bette davayı kaybetti ve Hollywood’a geri dönmek zorunda kaldı. Ancak bu kayıp, aslında ahlaki bir zaferdi. Stüdyo patronu Jack Warner, bu kadının kolay kolay pes etmeyeceğini anlamıştı. Döndükten sonra Bette’e daha iyi roller, daha yüksek ücretler ve en önemlisi senaryo seçiminde söz hakkı verilmeye başlandı. O artık Hollywood’da hakkını söke söke alan bir liderdi.

3. Oscar Ödülleri ve Bette Davis’in Altın Çağı

Warner Bros. ile yaptığı savaştan zaferle çıkan Bette Davis, ardı ardına sinema tarihine altın harflerle kazınacak performanslara imza attı. 1930’ların sonu ve 1940’ların başı, tamamen onun hakimiyeti altındaydı.

Akademinin Gözbebeği

Bette Davis, oyunculuk kariyeri boyunca tam 10 kez En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ına aday gösterildi ve bu ödülü 2 kez evine götürdü.

  • Dangerous (1935): İlk Oscar’ını kazandığı bu filmde, hayatı altüst olmuş alkolik bir Broadway aktrisini canlandırdı. Aslında birçok eleştirmen bu ödülün, bir yıl önce Of Human Bondage filminde canlandırdığı ancak hakkının yendiği Mildred Rogers rolü için bir teselli ikramiyesi olduğunu söyler.
  • Jezebel (1938): Davis’in ikinci Oscar’ını kazandığı bu film, onun adeta “güney eyaletlerinin asi kızı” imajını perçinledi. Filmdeki o meşhur “beyaz giyilmesi gereken baloya kırmızı elbiseyle gelme” sahnesi, sinema tarihinin en ikonik başkaldırı anlarından biridir.

“Oscar” İsminin Arkasındaki Gizem

Sinema dünyasında kulaktan kulağa yayılan ve aslına oldukça yakın olan bir efsaneye göre, Akademi Ödülleri’ne “Oscar” adını veren kişi Bette Davis’tir. Davis, kazandığı heykelciğin arkasına baktığında, onun dönemin ilk eşi Harmon Oscar Nelson’ın poposuna benzediğini söylemiş ve heykelciğe “Oscar” diye hitap etmeye başlamıştır. Bu isim daha sonra tüm dünya tarafından benimsenecektir.

4. Bir Başyapıt: All About Eve (Perde Arkası) ve Margo Channing

1950 yılına gelindiğinde, Hollywood’da 40 yaşını geçmiş her kadın oyuncu gibi Bette Davis’in de kariyeri bir duraklama dönemine girmişti. Sektör, yaşlanan kadınlara karşı her zaman acımasızdı. Tam bu sırada yönetmen Joseph L. Mankiewicz, ona hayatının rolünü sundu: Margo Channing.

All About Eve (Perde Arkası), yaşlanmakta olan bir tiyatro yıldızının, onun yerine göz diken genç ve sinsi bir hayranı (Eve Harrington) tarafından nasıl köşeye sıkıştırıldığını anlatıyordu. Film aslında bir nevi Hollywood’un ve gösteri dünyasının acımasız aynasıydı.

“Kemerlerinizi Bağlayın…”

Bette Davis, Margo Channing rolünde o kadar doğal ve o kadar güçlüydü ki, seyirci onun rol mü yaptığını yoksa kendi hayatını mı oynadığını ayırt edemiyordu. Filmin bir partisinde, elindeki içki kadehiyle merdivenlerden inerken söylediği o replik, bugün bile sinema tarihinin en iyi 100 repliği arasında yer alır:

“Fasten your seatbelts, it’s going to be a bumpy night!”

(Kemerlerinizi bağlayın, sarsıntılı bir gece olacak!)

Film tam 14 dalda Oscar’a aday gösterilerek bir rekor kırdı (Bu rekoru daha sonra sadece Titanic ve La La Land egale edebildi). Bette Davis bu filmle Oscar kazanamadı belki ama sinema tarihinin en unutulmaz kadın performanslarından birine imza atarak adını ölümsüzleştirdi.

5. Ezeli Rekabet: Bette Davis vs. Joan Crawford

Hollywood tarihinin en büyük, en kanlı ve en eğlenceli düşmanlığı şüphesiz Bette Davis ile Joan Crawford arasındaydı. Bu iki diva, sadece aynı rollere göz dikmekle kalmıyor, aynı zamanda birbirlerinin yaşam tarzlarından, kişiliklerinden ve hatta varlıklarından bile nefret ediyorlardı.

ÖzellikBette DavisJoan Crawford
Oyunculuk TarzıKarakter odaklı, metodik, çirkinleşmekten korkmayanYıldız odaklı, her zaman şık, glamor ve dramatik
StüdyosuWarner Bros.MGM (Metro-Goldwyn-Mayer)
Karakter YapısıEntelektüel, hırçın, açık sözlüHırslı, disiplinli, manipülatif

Düşmanlığın Kökeni: Bir Erkek Hikayesi

Bu düşmanlığın temelinde sadece mesleki kıskançlık yoktu; işin içinde bir de aşk üçgeni vardı. 1935 yılında Bette Davis, Dangerous filmindeki rol arkadaşı Franchot Tone’a sırılsıklam aşık olmuştu. Ancak Joan Crawford araya girdi ve Franchot Tone’u tabiri caizse Bette’in elinden alarak onunla evlendi. Bette bu hamleyi asla unutmadı ve affetmedi. Crawford hakkında sorduklarında her zaman zehir zemberek açıklamalar yaptı:

What Ever Happened to Baby Jane?

“Joan Crawford ile yatmış olabilir. Neden olmasın? Hollywood’da onun yatmadığı tek erkek Lassie’ydi.”

Kült Bir Geri Dönüş: What Ever Happened to Baby Jane? (1962)

Yıllar geçti, her iki oyuncu da yaşlandı ve Hollywood onları rafa kaldırdı. İşte tam bu dönemde, iki eski düşman kariyerlerini kurtarmak için inanılmaz bir kararla bir araya geldi: What Ever Happened to Baby Jane? (Bebek Jane’e Ne Oldu?).

Film, tekerlekli sandalyeye mahkum eski bir film yıldızı (Joan) ile onu evde hapseden ve ona psikolojik/fiziksel işkence eden ruh hastası kız kardeşi (Bette) arasındaki gerilimi anlatıyordu. Çekimler tam bir psikolojik savaş alanına dönüştü:

  • Bette Davis, Joan Crawford’un tekerlekli sandalyeden kaldırılıp taşınması gereken bir sahnede, Crawford’un belini sakatlamak için ceplerine ağırlık doldurduğunu iddia etti.
  • Başka bir sahnede Bette, Joan’ın kafasına gerçekten tekme attı ve dikiş atılmasına neden oldu.
  • Joan Crawford, stüdyoya Bette Davis’in nefret ettiği Coca-Cola şirketinin rakibi olan Pepsi otomatları kurdurdu (çünkü Joan o dönem Pepsi’nin CEO’su ile evliydi). Bette ise buna karşılık karavanına sadece Coca-Cola doldurdu.

Oscar Gecesindeki Büyük İntikam

Film büyük başarı yakaladı ve Bette Davis bu rolüyle Oscar’a aday gösterildi; ancak Joan Crawford aday olamadı. Crawford, kıskançlıktan çıldırmak üzereyken dahiyane ve sinsi bir plan yaptı. Aday olan diğer aktrisleri (Anne Bancroft gibi) arayarak, “Eğer kazanırsanız ve gelemezseniz, ödülü sizin adınıza ben kabul edebilirim” dedi.

Ödül gecesi zarf açıldı ve kazanan Anne Bancroft oldu. Bette Davis tam sahneye doğru yürümeye hazırlanırken, arkasından Joan Crawford belirdi, Bette’e omuz attı ve “Affedersin, almam gereken bir Oscar var” diyerek sahneye çıkıp ödülü kabul etti. Bu an, Hollywood tarihinin en büyük “kapak” anlarından biridir.

6. Kim Carnes ve “Bette Davis Eyes” Şarkısı

Bette Davis’in popüler kültürdeki yeri sadece sinemayla sınırlı kalmadı. 1981 yılında Kim Carnes tarafından seslendirilen ve dünya listelerini altüst eden “Bette Davis Eyes” şarkısı, onun o meşhur, insanı delip geçen büyük gözlerini yeni nesle de tanıttı.

Şarkı haftalarca Billboard listelerinde bir numarada kaldı. Bette Davis, o dönem yaşlanmış olmasına rağmen bu şarkıdan dolayı o kadar gurur duydu ki, şarkının yazarlarına ve Kim Carnes’a teşekkür mektupları gönderdi. Onlara kendisini yeniden “cool” ve popüler yaptıkları için minnettardı. Gerçekten de, onun gözleri sadece bir fiziksel özellik değil, bir duygu aktarım silahıydı.

7. Bette Davis Hakkında Az Bilinen 10 İlginç Gerçek

SEO odaklı blog yazımızın bu bölümünde, okuyucularınızın sosyal medyada paylaşmaya bayılacağı, Bette Davis’in hayatına dair az bilinen, şoke edici ve eğlenceli 10 gerçeği listeliyoruz:

  1. Dört Evlilik ve Sayısız Aşk: Bette Davis hayatı boyunca 4 kez evlendi. Erkekler hakkında her zaman şüpheciydi. “Bir erkek hiçbir zaman bir kadının başarısını hazmedemez” fikrini savunurdu.
  2. Sigara Tutkusu: Ekran önünde ve arkasında elinden sigara düşmezdi. Hatta röportajlarında sigara dumanını gazetecilerin yüzüne doğru üflemesiyle ünlüydü.
  3. Kızının İhaneti: Tıpkı ezeli düşmanı Joan Crawford gibi, Bette Davis’in kızı B.D. Hyman da annesi hakkında My Mother’s Keeper adında acımasız bir “iç yüzünü anlatma” kitabı yazdı. Davis, kızının bu ihanetini asla affetmedi ve onu mirasından mahrum bıraktı.
  4. Cannes Film Festivali Jürisi: 1965 yılında Cannes Film Festivali’nin ilk kadın jüri başkanı oldu. Festival kurallarını kendi isteğine göre eğip büktü.
  5. Savaş Dönemi Kahramanlığı: II. Dünya Savaşı sırasında, askerlerin eğlenmesi ve moral bulması için ünlü Hollywood Canteen’i kurdu. Burada sadece bir yıldız gibi davranmadı; bizzat masaları temizledi, yemek pişirdi ve askerlerle dans etti.
  6. İş İlanı Veren İlk Yıldız: Kariyerinin kötü gittiği bir dönemde, Variety dergisine şu ilanı verdi: “30 yıllık sinema deneyimi olan, hâlâ hareket edebilen aktris iş arıyor.” Bu ilginç protesto stüdyoları utandırmıştı.
  7. Akademi Başkanlığı: 1941 yılında Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nin ilk kadın başkanı seçildi. Ancak akademiyi daha demokratik ve savaş odaklı bir hale getirmek istediği için diğer üyelerle kavga edip kısa sürede istifa etti.
  8. Gözlerinin Sırrı: Büyük ve patlak gözleri aslında tiroit bezlerinin fazla çalışmasından (Graves hastalığı) kaynaklanıyordu ancak o bunu sinema tarihinin en büyük avantajına dönüştürdü.
  9. Marilyn Monroe ile Tanışması: All About Eve filminde henüz kariyerinin başında olan Marilyn Monroe ile birlikte oynamıştı. Davis, Monroe için “Onun içinde harika bir ışık var ama bu sektör onu çiğneyip tükürecek” diyerek geleceği tahmin etmişti.
  10. Mezar Taşı Yazısı: Hayatı boyunca her şeyi tırnaklarıyla kazıyarak elde eden Bette Davis’in mezar taşında tam da ona yakışan şu cümle yazar: “She did it the hard way.” (O, her şeyi zor yoldan yaptı.)

8. Bette Davis’in Mutlaka İzlenmesi Gereken 5 İkonik Filmi

Eğer Bette Davis sinemasına adım atmak istiyorsanız, nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, işte mutlaka izlemeniz gereken 5 başyapıt:

1. All About Eve (1950)

  • Karakter: Margo Channing
  • Neden İzlemeli?: Hollywood ve tiyatro dünyasının perde arkasını, yaşlanma korkusunu ve hırsı anlatan, sinema tarihinin en iyi senaryolarından birine sahip film. Davis’in oyunculuk dersi verdiği yapım.

2. What Ever Happened to Baby Jane? (1962)

  • Karakter: Baby Jane Hudson
  • Neden İzlemeli?: Joan Crawford ile olan gerçek hayattaki düşmanlığın ekrana yansıyan o muazzam ve ürkütücü enerjisini görmek için. Psikolojik gerilim türünün şahseri.

3. Jezebel (1938)

  • Karakter: Julie Marsden
  • Neden İzlemeli?: Bette Davis’e ikinci Oscar’ını kazandıran, onun o inatçı, gururlu ve kural tanımaz kadın imajını en iyi yansıtan dönem filmi.

4. Dark Victory (1939)

  • Karakter: Judith Traherne
  • Neden İzlemeli?: Beyin tümörü olduğunu öğrenen zengin ve şımarık bir kadının, hayatın anlamını bulma sürecini anlatan muazzam bir dram. Davis’in ağlama sahnelerindeki başarısı göz dolduruyor.

5. Of Human Bondage (1934)

  • Karakter: Mildred Rogers
  • Neden İzlemeli?: W. Somerset Maugham’ın romanından uyarlanan filmde Davis, sinsi, manipülatif ve zalim bir garson kızı canlandırıyor. Hollywood’un o dönem bir kadına vermeye korktuğu “çirkin ruhlu” karakteri nasıl devleştirdiğini görmek için şart.

Son Söz: Bette Davis Bize Ne Öğretti?

Bette Davis, 6 Ekim 1989’da Fransa’da kansere karşı verdiği mücadeleyi kaybederek bu dünyadan göçtü. Arkasında 100’den fazla film, kırılmış tabular ve stüdyo sistemine karşı kazanılmış özgürlükler bıraktı.

O, kadınların sadece erkek hikayelerini süsleyen birer obje olmadığını; sinemanın merkezinde, en hırçın, en karmaşık ve en kusurlu halleriyle yer alabileceğini tüm dünyaya kanıtladı. Günümüz dünyasında Hollywood’da kadın hakları, eşit ücret ve güçlü kadın karakterler konuşuluyorsa, bunun temelindeki ilk harcı koyan kadın Bette Davis’tir.

Güzellik algısının tek tipleştiği, herkesin birbirine benzemeye çalıştığı günümüz dijital çağında, Bette Davis’in o dik duruşu, kendisi olmaktan vazgeçmeyişi ve o keskin bakışları hepimize ilham vermeye devam ediyor.

Siz Bette Davis hakkında ne düşünüyorsunuz? En sevdiğiniz Bette Davis filmi hangisi? Joan Crawford ile olan kavgasında siz hangi taraftasınız? Yorumlarda bizimle paylaşmayı unutmayın!

One comment

  1. Bellek Adam’ın Betty Davis biyografisini keyifle okudum. Böyle nitelikli çalışmaların devamını merakla bekliyorum.❤️❤️❤️

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir